5 min read

Çoluk Çocuk

Çoluk Çocuk

Patti Smith, müziğin asi ruhunu şiirle besleyen bir ikon. Fakat onu asıl zamansız kılan, yalnızca şarkıları değil, aynı zamanda kaleminden dökülen o benzersiz anlatılardır. Çoluk Çocuk (Just Kids), Smith’in Ulusal Kitap Ödülü kazanan anı kitabı; yalnızca iki gencin hikâyesi değil, bir dönemin, bir şehrin ve sanat uğruna her şeyi göze almanın katıksız belgesi. Bu eser, Robert Mapplethorpe’la paylaştığı eşsiz bağı, yoksulluğu, tutkuyu ve kaybı bütün çıplaklığıyla okura sunuyor.

Patti Smith ve Edebiyatın Kesişen Yolları

Henüz genç bir şair ve müzisyen adayıyken Patti Smith’in hayalleri, onu New Jersey’in sınırlı dünyasından alıp New York’un kaotik kaldırımlarına sürüklemişti. 1960’ların sonlarında, cebinde birkaç bozukluk ve Arthur Rimbaud imgeleriyle Chelsea Oteli’nin önünde belirdiğinde, aslında sadece bir rock efsanesinin değil, aynı zamanda ileride ses getirecek bir yazarın da adımlarını atıyordu. Çoluk Çocuk, tam da bu kırılma anını yakalıyor ve Smith’i müzisyen kimliğinden sıyırıp edebiyatın orta yerine oturtuyor.

Kitap yayımlandığında, bir rock starının anılarından beklenenin çok ötesine geçti. 2010’da National Book Award jürisi, bu metni “bir aşk, dayanışma ve sanat hikâyesi” olarak tanımlayarak kurgu dışı dalında ödüle layık gördü. Ödül, Smith’in uzun yıllardır sürdürdüğü edebiyat tutkusunun da tesadüf olmadığını kanıtladı. Zira o, 1970’lerden beri şiir kitapları yayımlamış, Babel gibi deneysel metinlerle eleştirmenlerin dikkatini çekmişti.

İki “Çocuk” ve Sanatla Mühürlenen Bir Söz

Anlatının omurgasını, Patti ile Robert Mapplethorpe’un 1967’de karşılaştıkları o ilk yaz günü oluşturuyor. İkisi de genç, parasız ve başka bir hayatın özlemini taşıyarak birbirlerine tutunurlar. Smith’in ifadesiyle “eşzamanlı yürüyen iki saat gibidirler”; biri durduğunda diğeri de onun hızına ayak uydurur. Bu sarsılmaz bağ, roman boyunca okura, salt romantik bir birliktelikten çok daha fazlasını sunar: yaratıcı bir ortaklık, bir tür ruh sözleşmesi.

“Hansel ile Gretel gibiydik ve dünyanın kara ormanına doğru yola koyulduk.”

Smith, çocuk masalı imgelerini kullanarak hem masumiyetlerini hem de içine yuvarlandıkları bilinmezliği vurgular. Bu masalsı üslup, kitabın tamamına sinmiş lirik dokunun habercisidir. Gerçekten de Çoluk Çocuk, iki insanın yalnızca hayatta kalma çabasını değil, sanattan başka bir silahı olmayanların dünyayı nasıl yeniden kurduğunu gösterir.

Robert Mapplethorpe: Sevgilinin Ötesinde Bir İlham

Kitabın belki de en dokunaklı yönü, Robert Mapplethorpe’u bir sembol olmaktan çıkarıp kâğıda işlenmiş bir insan haline getirmesidir. Patti Smith, onun hırsını, kırılganlıklarını ve cinsel kimliğiyle verdiği çatışmayı öylesine doğal anlatır ki okur, Mapplethorpe’u yalnızca provokatif fotoğraflarıyla değil, bir insan olarak da tanır. Robert’ın Katoliklikle, ailesiyle ve kendi bedeniyle hesaplaşması, Patti’nin gözünden aktarılırken hiçbir zaman yargılayıcı bir ton almaz.

Özellikle Robert’ın fotoğrafa yönelişi ve Patti’nin onu nasıl desteklediği, karşılıklı ilhamın en çarpıcı örneğidir. Smith, küçücük bir odada yaşadıkları günlerde bile Robert’ın yeteneğine olan inancını asla yitirmez. Onun Andy Warhol’un Yıldızları kadar parlak olacağını sezer ve tüm gücüyle onu bu yolda teşvik eder.

New York, Kayıp Bohemya ve Chelsea Oteli Günleri

Çoluk Çocuk yalnızca iki karakterin değil, aynı zamanda bir mekânın da romanıdır. Smith, okuru 1960’ların sonu ve 70’lerin New York’una; Max’s Kansas City’nin loş masalarına, Warhol’un Factory’sinin tuhaf kalabalığına ve her köşesinde farklı bir hayatın kaynadığı o büyülü şehre götürür. Özellikle Chelsea Oteli, kitabın en canlı sahnelerine ev sahipliği yapar; burada Janis Joplin’le karşılaşmak, Harry Smith’in garip deneylerine tanık olmak ya da Salvador Dali’yi lobide görmek sıradan olaylardır.

Ancak bu bohem atmosfer, sadece adı bilinenlerin değil, aynı zamanda unutulmuş yüzlerin de hikâyesini barındırır. Smith, ölen dostlarını, yiten mekânları ve zamanla silinen o sokakların kokusunu aynı özenle anar. Bu yönüyle kitap, bir nostalji parçası olmaktan çıkıp kayıp bir çağa tutulan derin bir ayna haline gelir.

Anlatının Büyüsü: Samimiyet ve Şiir Dili

Patti Smith’in metni, rock yıldızı otobiyografilerinin genelde sunduğu kronolojik başarı listesinden çok farklıdır. O, kazağının deliğinden, bir dilim ekmeğin verdiği mutluluktan, yıpranmış bir fotoğraf albümünün kokusundan bahseder gibi yazar. Dili zaman zaman düzyazı ile şiir arasında salınır, ama hiçbir zaman zorlama bir metafor bombardımanına dönüşmez. Bu doğallık, okurla arasında anında bir güven bağı kurar.

  • Küçük detaylara duyulan sevgi: Kıyafet seçimleri, takılar, odadaki eşyalar… Hepsi birer yaşam belirtisidir.
  • Ölüm ve yaşam iç içe: Kayıpların anlatımı bile Smith’in kaleminde hayata dönük bir enerji taşır.
  • Kusurların sahiplenilmesi: Ne Robert ne de Patti kendini yüceltir; başarısızlıklar, pişmanlıklar ve korkular açık yüreklilikle paylaşılır.

Bu özellikler, kitabı bir altkültür klasikliğine taşımıştır. Öyle ki, pek çok genç sanatçı adayı için Çoluk Çocuk bir başucu rehberi, umutsuzluk anlarında sarılacak bir dost metne dönüşmüştür.

Ayrılık, Ölüm ve Tutulan Söz

Robert’ın AIDS’e yenik düşmeden önceki son günlerinde, Patti’den kendilerini anlatan bir kitap yazmasını istediğini biliyoruz. Çoluk Çocuk, işte bu sözün neredeyse yirmi yıl sonra tutulmuş hâlidir. Smith’in hastane odasında verdiği o söz, sayfalara sinen hüzünle birlikte yürür ama asla acıklı bir ağıt hâkim değildir; daha çok, kaybın güzelleştirdiği bir sevgi anlatısıdır.

Kitabın son bölümlerinde, Robert’ın ölümünün ardından Patti’nin New York’ta ondan kalan eşyalarla ve anılarla kurduğu ilişki, okura sanatın ölüm karşısındaki dayanılmaz gücünü hissettirir. Bu satırlar, çoğu zaman gözyaşlarıyla okunan ama aynı zamanda yaratmanın iyileştirici yanını da açığa çıkaran satırlardır.

Türkçe Baskı ve Okur Üzerindeki Etkisi

2020’lerle birlikte Domingo Yayınları’nın özenli çevirisiyle Türkçe raflarında yerini alan Çoluk Çocuk, kısa sürede hatırı sayılır bir okur kitlesine ulaştı. Türkiye’deki okurlar, metni özellikle iki açıdan sahiplendiler: Üreten kadının gücü ve alternatif yaşam tarzlarının edebiyat aracılığıyla meşrulaşması. Smith’in; rock, şiir ve resim arasında kurduğu köprü, farklı disiplinlerden beslenen okurlar için de ilham kaynağı oldu.

Aynı zamanda kitap, anı türünün sınırlarını zorlayan yapısıyla edebiyat çevrelerinde de tartışma yarattı. Kimileri onu bir aşk mektubu, kimileri bir dönem panoraması olarak okurken, net olan tek şey, Çoluk Çocuk'un yalnızca bir biyografi olmanın çok ötesinde, insan ruhunun karanlık ve aydınlık yanlarını aynı anda kucaklayan çok katmanlı bir metin olduğudur. Patti Smith’in vasiyeti niteliğindeki bu eser, sadece Mapplethorpe’un anısına değil, sanatın dönüştürücü kudretine inanan herkese adanmıştır.